Ocean's 13
Danny Ocean ve çetesinin bugüne kadarki en hırslı ve riskli kumarhane soygunlarını gerçekleştirmeleri için tek bir neden olabilir: Kendilerininkini korumak.
Acımasız kumarhane sahibi Willy Bank, Ocean’ın ilk çetesinden Reuben Tishkoff'a oyun oynayınca, Danny ve çetesi bir kez daha bir araya gelir ve "Bank[a]"yı soyup soyamayacaklarını görmek isterler.
Ocean's 12
Danny Ocean ve -iş bitirici Rusty Ryan'ın başını çektiği , yankesici Linus Caldwell , patlayıcı uzmanı Basher Tarr ve kasa hırsızı Frank Catton'tan oluşan– ekibinin, acımasız işadamı Terry Benedict'in ulaşılamaz Las Vegas kasasındaki her kuruşu çalarak, tarihin en cüretkâr ve kârlı soygununu gerçekleştirmesinden bu yana 3 yıl geçti.
Ocean'ın ünlü ekibi 160 milyon dolarlık vurgunu paylaştıktan sonra, düzgün, gözlerden uzak ve yasalara uygun yaşamaya çalışır... ama, bunu sürdürmek oldukça zordur
Biri, Bir Numaralı Kural'ı ihlal ederek, onları Benedict'e gammazladığında, düzgün yaşamak bir seçenek olmaktan çıkar. Benedict 160 milyon dolarını, faiziyle birlikte geri istemektedir; yoksa kötü olacaktır.
Ve, çetenin de çarçabuk keşfettiği gibi, Ocean'ın Onbiri'nin peşindeki tek güçlü kişi Benedict değildir...
Ocean's 11
Danny Ocean hapisten yeni çıkmış bir soyguncudur. Ancak Danny’nin hapisten çıkınca giriştiği ilk şey tarihin en büyük kumarhane soygununu gerçekleştirmeye çalışmak olacaktır. Danny, rakiplerine karşı acımasızlığı ile ünlü Terry Benedict isimli adamın Las Vegas’ta ki 3 kumarhanesini birden aynı gecede soymayı planlamaktadır.
Bunun için eski ortağı Rusty ile temasa geçer. Rusty ve Danny bu imkansız gereken soygunu gerçekleştirebilmek için her biri işinde uzman olan isimlerden oluşan bir takım oluştururlar. 11 kişiden oluşan bu takım soygunu başarıyla gerçekleştirirse her biri hayatının sonuna kadar yetecek paraya sahip olacaktır. Ancak başarısız olur da yakalanırlarsa Terry Benedict’in hışmına uğrayacaklardır.
Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu
Kaptan Jack Sparrow'u, Davy Jones'un sandığındaki akıllara zarar tuzaktan kurtarıp özgürlüğüne kavuşturmaya kararlı olan Will Turner ile Elizabeth Swann, çaresizlik içinde Kaptan Barbossa ile ittifak yaparlar. Doğu Hindistan Ticaret Şirketi'nin kontrolü altında olan Davy Jones'un ürkütücü görünümlü hayalet gemisi Uçan Hollandalı, dünyanın bütün denizlerini kasıp kavurmaktadır.
İhanet, vefasızlık ve dönekliğin kol gezdiği vahşi denizlerde yelken açan korsanların yolu egzotik Singapur'a düşer. Burada sevimli ve kurnaz Çinli korsan Sao Feng ile kafa kafaya gelirler. Dünyanın Sonu tabir edilen Uzakdoğu okyanuslarındaki nihai savaşta terazinin dengeleri ortadadır. Korsanların her biri sadece kendi hayatının ve kaderi için taraf olmakla kalmayacak; aynı zamanda özgürlük sevdalısı korsan yaşam tarzının geleceğini kurtarma mücadelesi verecektir.
Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı
Kaptan Jack Sparrow yine belaya bulaşmıştır. Uçan Hollandalı adlı hayalet geminin kaptanı efsanevi Davey Jones'a bir borcu vardır. Kısıtlı sürede Jack borcunu ödemenin bir yolunu bulacak ya da öldükten sonra yaşamını bir köle olarak geçirecektir. Bu arada Will Turner ve Elizabeth Swann'ın evlilikle ilgili planları da Sparrow'un problemleri yüzünden kesintiye uğrar. Onlar da bu macerada cam sileceğinden daha hızlı taraf değiştiren Sparrow'a katılmaya karar verirler.
Karayip Korsanları
Karayip Denizi’nin çapkın ve yakışıklı korsanı Kaptan Jack Sparrow için bu denizlerin kristal gibi berrak suları macera ve gizem vaat etmektedir. Ancak Siyah İnci adını verdiği gemisinin Kaptan Barbossa tarafından çalınmasıyla korsanlık hayatı bir anda alabora olur. Bu kadarla yetinmeyen vahşi Kaptan Barbossa, Port Royal kasabasına baskın düzenleyerek valinin güzel kızı Elizabeth Swann’ı kaçırır.
Bu olay üzerine Elizabeth’in çocukluk arkadaşı Will Turner devreye girerek Jack ile işbirliği yapar. İngiliz Donanmasının en hızlı gemisi olarak bilinen H.M.S. Interceptor’un kaptanlığını alan Jack Sparrow, kızı kurtarıp gemisini geri alabilmek için yoğun girişimlere başlar. İkilinin peşinde Elizabeth’in yakışıklı ve hırslı nişanlısı Amiral Norrington vardır ve H.M.S. Dauntless adlı gemisiyle arkalarından gelmektedir.
Will’in farkında olmadığı bir gerçek vardır. Lanetli bir hazinenin gazabına uğrayan Barbossa ve mürettebatının kaderine sonsuza kadar ölmemek yazılmıştır. Ayışığı çıktığında canlı iskelete dönüşmektedirler. Üzerlerindeki lanetin kalkması ise yağmalanan hazinenin bulunup eski yerine konulmasına ve kan borcunun ödenmesine bağlıdır.
Interceptor ve Dauntless gemileri, esrarengiz Isla de Muerta adasına doğru yelken açarak Barbossa’nın korsanlarıyla şiddetli bir savaşa hazırlanırlar. Hedefte ise Jack Sparrow’un intikamı, Siyah İnci gemisi, yasak hazinedeki servet, Barbossa ve mürettebatını sonsuza dek iskelet gibi yaşatacak olan lanetin yok edilmesi, İngiliz donanmasının kaderi ve Karayip Korsanlarına karşı şiddetli bir savaş başlatmak için kılıçlarına sarılan kahramanlarımızın yaşamı vardır.
The Matrix Revolutions
... Başlangıcı olan herşeyin bir sonu vardır. Sonun yaklaştığını görüyorum, karanlığın yayıldığını görüyorum. Ölümü görüyorum... Ve onun yolunun üzerindeki tek engel sensin. Eğer onu bu gece durduramazsan, korkarım yarın asla olmayacak ...
The Matrix Reloaded'ın sonunda “To Be Concluded (Bitecek)” ibaresi göze çarpıyordu. Evet, her ne kadar bitmesini istemesek bitecek ve bizim buna seyirci olmaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok!
1999 yılında The Matrix vizyona girdikten sonra çok şey hatta her şey değişti. İnsanların ilk etkilendiği şey bullet-time gibi ilk defa kullanılan ve flow-mo gibi son derece geliştirilen çekim teknikleriydi. Ancak zaman ilerledikçe insanlar The Matrix'in barındırdığı felsefi altyapının farkına vardılar. The Matrix asla sadece bir aksiyon değildi. Yılın olayıydı, daha da ötesi yılların olayıydı. İnanılmaz bir alt metine yayılmış olan hikaye insanı çarpıyordu. Özellikle internet sayesinde hikayenin kollarının ortaya çıkması daha da kafa karıştırmaya başladı. En nihayetinde bu sene vizyona giren The Matrix Reloaded ve The Matrix'in oluşumu ve işleyişi hakkında 9 kısa animeden oluşan The Animatrix ile bu işleyiş ve hikaye hakkında varolan bilgilerimizi genişlettik, ama asla kesin bir yargıya ulaşamadık. Ancak şimdi gerçekleri öğreneceğimiz vakit geldi çattı. Matrix Üçlemesinin finali olan The Matrix Revolutions 5 Kasım'da tüm dünyada eş zamanlı olarak vizyona giriyor.
Revolutions'ın hikayesi hakkında dışarıya bilgi sızdırılmıyor, ancak fragmandan ve sitedeki hexadecimal menü aracılığıyla ulaşabildiğimiz bazı bilgiler var: Kahinin de belirttiği gibi Neo, Matrix ve makinelerin hüküm sürdüğü bir dünya arasında tutsak edilmiş durumda. Orada kurtulmasının anahtarı olarak Merovingian olarak gözüküyor, ancak o da Neo'ya karşılık Kahin'i istiyor. Bu da pek akla yatkın bir seçenek olarak gözükmüyor. Ayrıca Reloaded'ın sonunda Neo kapının ardında mimarı bulmuştu. Neo bu sefer de muhtemelen mimarın iletişim için herhangi bir insan vücudu kullanmayan gerçek/robot haliyle karşılaşacak. Bunun nedeni de Ajan Smith. Çünkü Ajan Smith gitgide güçleniyor ve sistemin/Matrix'in durduramadığı bir hal alıyor. Onu durdurabilecek tek kişi Neo ve bu yüzden mimar Neo ile işbirliği yapmak zorunda. Tabii bunlar sürerken Zion sınırlarından içeri giren 250.000 sentinele karşı elindeki bütün kuvvetlerle var olma savaşı veriyor. Tabii bir de Reloaded'da mimarın Revolutions fragmanında da Persephone'un bahsettiği “She” var. Reloaded'da mimar: “Eğer ben Matrix'in babasıysam o da kesinlikle annesi” dediğinde Neo “Kahin” diye kestirip atmıştı. Ancak mimar Neo'nun lafına kınar bir şekilde “Lütfen” diye karşılık vermişti. Burada bahsi geçen “She” hikaye açısından büyük önem arz ediyor gözüküyor. Tabii bu “She'nin bizim Revolutions'ta ki mimar dediğimiz robot olması ihtimali de var. Şu anda gözükenler bunlar ve muhtemelen 5 Kasım'a dek daha fazlasını öğrenemeyeceğiz.
The Matrix Reloaded'dan sonra bazı insanlar hayal kırıklığına uğramıştı. Bunda en büyük neden de The Matrix Reloaded'ı The Matrix'e oranla daha karmaşık olmasıydı. İnsanların da Matrix'in esareti altında yaşayanlar gibi sınırlara bağlı olması, sınırsızlığın ve gerçek özgürlüğün ne olduğunun farkında olmamaları The Matrix Reloaded'ı anlamalarını zorlaştırdı. The Matrix'te ki dövüş sahnelerine ses çıkarmayanların Reloaded'da yer alan Neo'nun Ajan Smith ve klonlarına karşı dövüştüğü sahneyi abartı bulup; Malkoçoğlu Reloaded, diye adlandırmaları bunun en büyük kanıtlarından. Ancak bu durumdakilere denecek birşey yok; görmek istemeyen birinin kafasına vurarak da anlatsanız sonucun pek değişeceği yok. Kendi dünyalarına bırakmak en iyisi.
The Matrix Revolutions'ta Neo ve Ajan Smith arasındaki ilişki en belirleyici etkenlerden birisi olacak. Ajan Smith Neo'yu The Matrix'te öldürmüş ve hatta bundan zevkte almıştı, ama Neo bir şekilde dirilip Ajan Smith'i yok etmişti. Reloaded'da ise Ajan Smith Neo'nun onu yok ederken /etmeye çalışırken ona yüklemiş olduğu özellikler sayesinde (Lord Voldemort/Harry Potter ilişkisini hatırlayın) daha da güçlü bir hale geldi. Ayrıca Neo'yu nerede görürsek aynı yerde Ajan Smith de orada beliriyordu. Neo'nun başlangıçta 3 ajanla kapıştığı, kahinle görüştüğü, Anahtarcı ve Morpheus ile birlikte geçtikleri kapıyı hatırlarsanız bu durumu kavramak daha kolay olur. Bu büyük ihtimalle Ajan Smith'in Neo onun vücudunu girdiği zaman kazandığı bir özellikti. Virüslerin gidecekleri dosyaları (genelde .exe dosyaları) bilmeleri gibi. Ajan Smith The Matrix'te insanlar için virüs tanımlaması yapmıştı, ama kendisi hemen hemen bir virüse dönüştü. Hayli ironik bir durum.
Trinity ve Morpheus ise Revolutions'ta Neo'dan farklı bir rol isteyecekler. Neo, iki dünya arasında sıkışmış durumdayken onlarda Kahin ile işbirliği halindeler. Ancak bu onlar için yeterli değil. Onlara gereken Neo ve bunun anahtarı Merovingian'da. Bunun için de Hel adlı Merovingian'a ait gece kulübüne gitmeleri lazım. Burada Seraph'ın yardımları ile Merovingian ve özellikle Persephone'dan Neo'ya tam olarak neler olduğunu öğrenmeye ve onu geri getirmeye çalışacaklar. Burada Seraph'tan da bahsetmek gerek. Reloaded'da fazla gözükmese de önemli bir karakter. Hem kahini bulmak için önce ona ulaşmak gerekiyor hem de Merovingian'ın adamlarına karşı mücadelerinde yardımına ihtiyaçları var.
Kahin'in önemi burada daha da artıyor. Bu arada Kahin demişken The Matrix ve The Matrix Reloaded'da Kahin'i canlandıran Gloria Foster'ın Reloaded'da ki sahnelerinin çekimi bittikten kısa bir süre sonra vefat etti. Foster, Reloaded'da ki çekimlerini bitirmesine rağmen Revolutions'ta ki sahnelerinin hiçbirini çekmemişti. Bunun sonucunda Foster'ın yerine Mary Alice (Malcolm X) rol aldı ve Kahin'i canlandırdı. Mary Alice'den Kahin'e dönersek. Kahin, şu an hem Neo, hem Zion ahalisi, hem Ajan Smith, hem makineler hem de Merovingian vb. Diğer programlar için son derece önemli durumda herkes ona ulaşmak istiyor, ama bu hiç de kolay gözükmüyor.
Neo ise iki dünya arasında düştüğü / düşürüldüğü tuzaktan kurtulmak zorunda. Tabii tuzaktan kurtulması yeterli değil. Ajan Smith'i durdurmak mümkünse yoketmek zorunda. Tabii işi Ajan Smith'i yok etmekle bitmeyecek. Kendisine inanmayanlara rağmen Zion'a yardım etmeli ve düşmesine izin vermemeli.
The Matrix Revolutions ile ilgili bilinen hatta daha fazlası bunlar.
The Matrix ile başlayan, The Matrix Reloaded ile devam eden efsane 5 Kasım Çarşamba günü saat 16:00'da sona ermek için son defa başlayacak. Bizim de tek yapabileceğimiz biletlerimizi şimdiden alıp bu epik şaheseri sinemada koltuklarımızda oturup izlemek olacak.
The Matrix Reloaded
Bir sene içinde gösterime girecek iki film sinema tarihinde ve endüstrisinde yeni bir devrim. Yüzüklerin Efendisi: İki Kule'yi izlemek için sinemaya gelen sinemaseverler büyük bir keyifle filmin ilk perdesini izlemiş ve 10 dakika ihtiyaç molası verilmişti. Seyirciler mola esnasında her zaman ki gibi sohbet etmeye, ihtiyaçlarını gidermek için koltuklarını terk etmeye başladılar. Bu hareketlenme esnasında perdede gelecek gösterime ait fragmanlar gösterilmeye başlandı; ilk fragman Düş Kapanı'ydı. Fragman sona ererken salondaki aksiyon sürüyordu. Ekran karardı ve arka fonda tanıdık bir ses belirdi. Daha sonra da ekran da Japon katakana alfabesinin karakterleri ve rakamlar tersten akmaya başladı. Bunlar Matrix'in kodlarıydı. Sanki bir şey sinema salonunu büyülemişti, ama bu büyü değildi. Bu, Matrix Yılı olarak adlandırılan 2003'te vizyona girecek olan The Matrix Reloaded ve The Matrix Revolutions'ın ön tanıtım fragmanıydı.
2003 yılında art arda gösterime girecek olan The Matrix Reloaded ve The Matrix Revolutions, The Matrix'in devam bölümleri konuşulmaya başlandıktan bu yana yaklaşık 4 senedir sinema tarihinde görülmemiş bir heyecan ve merakla beklenen iki film. The Matrix 31 Mart 1999' Çarşamba günü ABD'de vizyona girmiş ve de dünya turunun sonuna doğru 3 Eylül 1999 Cuma günü bizde gösterime girmişti. Gösterime girdiği hafta sonunda ve onu izleyen haftalarda Türkiye'de vizyona giren tüm filmler içinde rekorlar kırmıştı. The Matrix Reloaded 15 Mayıs 2003'te ABD'de gösterime girdikten sonra bize azap çektirecek 8 gün sonunda ülkemizde vizyona girecek. The Matrix Revolutions ise 7 Kasım 2003'te ABD'de vizyona girdikten sonra 2 hafta bizi acılar içinde kıvrandıracak ve 21 Kasım 2003'te Türkiye sinemalarında olacak.
Keanu Reeves (Neo), Carrie-Anne Moss (Trinity), Laurence Fishburne (Morpheus), Hugo Weaving (Ajan Smith) ilk filmden sonra 2. ve 3. bölümlerde de rol alan isimler. Ayrıca yeni karakterler ve isimlerle de karşılaşacağız. Güzeller güzeli Monica Bellucci'nin canlandırdığı ve direnişin en önemli parçalarından biri olan Persephone, Morpheus'in sevgilisi ve diğer bir geminin kumandanı olan Niobe rolünde Jada Pinkett Smith, Ajan Smith'e ve diğer kötü adamlara pabuçlarını ters giydirmeleri muhtemel olan Adrian ve Neil Rayment'ın canlandırdığı beyazlar içindeki ikizler, Matt McColm'un canlandırdığı Ajan Thompson yeni bölümlerde tanışacağımız karakterlerin sadece ufak bir kısmı. 415 adet özel efekt kullanılan The Matrix'ten sonra The Matrix Reloaded ve Revolutions'ta 2000'i aşkın özel efekt sahnesinin olduğu belirtiliyor. Ayrıca The Matrix'te tanıl olduğumuz teknik yeniliklerden bu sene de bolca nasibimizi alacağız. Bunların önemli bir kısmına da Neo'nun Ajan Smith ve klonlarıyla dövüştüğü sahne ile Reloaded'ın sonunda yer alan ve hiçbir şekilde kimsenin çekmeye yanaşmayacağı 14 dakikalık takip sahnesiyse göreceklerimiz içinde en çok konuşulanlar.
İlk bölümde Neo'nun, Trinity ve Morpheus aracılığıyla uyanışını ve Matrix'e karşı yürütülen direniş mücadelesine katılımını görmüştük. 2. ve 3. bölümlerdeyse bu direniş mücadelesinin ileri safhalarıyla karşılaşacağız. Konu hakkında herhangi bir resmi açıklama olmadığı için size bir derleme sunacağız. Neo, Morpheus ve isyancıların diğer liderleri kısa sürede çok sayıda insanın Matrix'ten gerçek dünyaya geçişini sağlamıştır. Matrix ise, insanların özgürce yaşadığı son şehir olan Zion'a 72 saat içinde 250.000 sentinel ile saldırmayı planlamaktadır. Neo'yu yok edip direnişçilerin en önemli silahını devreden çıkarıp bütün dünyayı kontrol altına almayı planlamaktadır. Bunun içinde Trinity'yi kaçırıp ve Neo'yu kendilerine çekmeyi planlamaktadırlar. Ayrıca Neo'nun gücüne eş güce sahip bir virüs yayınlayıp ona karşı bir rakipte yaratmışlardır. Neo ise, hem Trinity'yi kurtarmalı hem de Matrix'in tamamen yok edilmesi için tüm gücünü kullanmalıdır.
Hazırlanın ve kemerlerinizi sıkı bağlayın. Ne de olsa artık Kansas yok!
The Matrix
Thomas A. Anderson dünyanın en büyük yazılım şirketlerinden biri olan Metacortex'de program yazarı olarak çalışmaktadır. Saygın bir işe sahip olan Bay Anderson'un bu yaşamının yanı sıra bi yaşamı daha vardır. Sanal dünyada Neo adıyla bilgisayar korsanlığı yapmaktadır.
Neo dünyada devamlı birşeylerin ters gittiğinden şüphe duymaktadır ama bu şüphelerinin kaynağının ne olduğundan da tam olarak emin değildir. Bir gün bilgisayar başında uyurken gelen bir mesaj aracılığıyla tanıştığı Trinity isimli şahıs aracılığıyla bu şüphelerini giderebileceğini düşündüğü Morpheus ile tanışır. Morpheus, Neo'ya bir hayal dünyasında yaşadığı, gerçek dünyanın onun bildiği dünyadan oldukça farklı olduğunu açıklar ve Neo'ya insanlara gerçek dünyayı göstermek zorunda olduklarını söyler; ve bunu yapabilmek için ona ihtiyaç olduklarını söyler. Neo ilk başta Morpheus'e inanmasa da zamanla gerçeği görmeye başlar; ve insanları bu sahte gerçeklikten kurtarmak için mücadeleye girişirler.
Harry Potter ve Ölüm Yadigarları
Tür:Aile, Aksiyon, Casusluk, Dram, Fantastik, Gençlik, Gerilim, Gizem, Macera Yönetmen:David Yates
Senaryo:J.K. Rowling, Steven Kloves
Senaryo (Kitap):J.K. Rowling
Yapımcı:David Heyman, David Barron
Görüntü Yönetmeni:Eduardo Serra
Gösterim Tarihi:19 Kasım 2010 (Türkiye)
Sihir dünyası savaşta! Karanlık Lord iyice güç kazanırken iyiler de boş durmuyor. Yedinci yılında Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu`na dönmeyen Harry Potter, Dumblerdore`un ona bıraktığı görevi tamamlamaya çalışıyor.Yanında, her zamanki gibi Ron ve Hermione`yle, bir yandan Voldemort`tan ve onun Ölüm Yiyen`lerinden kaçarken bir yandan da Hortkuluklar`ı yok etmek, Ölüm Yadigarları`nın sırrını keşfetmek zorunda olan Harry, kendi geçmişiyle ilgili de pek çok şey öğreniyor.